sanat anlatıcısı

BİR VE ÜÇ SANDALYE

B
“Pazar”

Gündüzü bu kadar erken beklemiyordum. Gece çoktan terk etmişti odamı. Boşluğa süzülmüş güneş ışığında uçuşan tozlar her an burnuma doluşacakmış gibi hissettim. İçim daraldı. Akşamdan kalmaydım. İhtiyacım sadece uzun uzun kalınan dışkılama molası olabilirdi. Ve bunu yapmak için biran bile gecikemezdim. Tuvalete koştum.

Sifon sesini duyduğumda artık rahatlamıştım. İç huzurum anlatılmaz derecede beni avuturken kanımdaki alkolün etkileri hala vücudumda uyuşmalara sebep oluyordu. Kendimi deliliğe vurup birkaç egzersiz hareket yaptım. Bu beni kendime getirmeye yetti.

Ayak seslerimin yankılandığı odada birkaç tur atıp ne yapacağımı düşündüm sonra. Meteliksiz kalmıştım. Birazdan karnım guruldamaya bile başlayabilirdi. Evde mideye indirmeye dair hiçbir şey yoktu bir parça ekmek ve dibinde iki yudum şarap kalmış şişe dışında. Ekmek şarap. Yüce İsa. İçime iman doldu birden.

Aç karınla beş parasız sokaklarda dolaşabilirdim. Güzel birkaç kadın görebilirdim belki. Nefesimi tutup kendimi kalabalığın ortasına bıraktım. Sokaktan aşağıya inerken bir süreliğine şu küçük insan yavrularının parkta oynayışlarını seyrettim. Her şeyden habersiz koşturuyorlardı. Hayat onlar için nasıl bu denli kolay olabiliyordu. Ya da benim için çocukluk pek anlam ifade etmiyordu. Fazla düşünmedim. Yoluma devam ettim.

Yaşlı insanlar gördüm, genç insanlar, çocuklar ve güzel kadınlar. Hepsi de aynı koşuşturmanın parçasıydılar. Nereye gidiyorlardı. Benim gibi amaçsız değillerdi. Gözlerindeki ivedilikten bunu bir çırpıda anlayabilirdiniz. Güzel bir kadın daha geçiyordu önümden. Havalı yürüyüşü herhangi bir erkeği baştan çıkarabilecek cinsten hani. Fakat yatağıma girdiğinde inlemeleri diğer kadınlardan farklı olmayacaktı. Yanımdan geçerken kokusunu bile umursamadım. Karnımın guruldadığını hissettim.

Yokuş olan sokakları tercih etmiyor, daha düz yollar seçiyordum kendime. Sürekli arka sokakları kullanıyordum. Geçtiğim her barın önünde birkaç saniye duraksıyordum. İstemsizdi bu duruşlarım. Giderek adımlarım bir öncesinden daha da kısalıyordu. Sanırım yoruluyordum. Sokaklar sallanıyordu gözümde. İnsanlar yok oluyordu. Yavaş yavaş gece oluyordu. Geç anladım.

Kendimi evimin önünde buldum. Zira tanıdık gelmişti yolun karşısındaki manav. Yapacak bir şey yoktu. İçeri girdim. Yine aynı oda, yine aynı sandalyeye tünedim. Nahoş bir gıcırtı gelmişti bile kulaklarıma. Önemsemedim.

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın

sanat anlatıcısı

ÖNE ÇIKAN ANLATILAR

YILLIK

ANLATI TÜRLERİ

Etiketler

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 100 aboneye katılın