sanat anlatıcısı

Döngü

D
Giriş

İnsanın varlığı kavrama edimi, varlık kavramını kaçınılmaz bir şekilde, zaman ve mekân içerisinde düşünmesinden ileri gelmektedir. Varlık ve düşüncenin böyle bir araya gelmesi de kuşkusuz çoklu diyalektiğe dayalı bir döngüyle mümkün olmuştur. Bu nedenle yazıma başlamadan önce, genel olarak ne/nasıl oldu ya da nasıl oluyor kısaca değinmekte fayda görüyorum.

Evrenin var olduğu günden bu yana madde, sürekli birbiri ile etkileşim içinde olmuştur. Örneğin, yirmi birinci yüzyılda insanlık, artık bütün elementlerin yıldızların çekirdeğinde oluştuğunu bilmektedir. Yani maddenin bilinen yapı taşlarının kaynağı şimdilik bilinmektedir.

Öte yandan evrenin varoluşu, başka bir deyişle varlığın var oluşu, madde ve zamanın var oluşu ile aynıdır. Nitekim, Big Bang yani büyük patlama bu varoluşu en iyi açıklayan teorilerden biridir. Dolayısıyla, yapısal bir bakış açısı kullanarak döngü kavramını madde ve düşünce arasında bir organik bağ oluşturuyormuş gibi düşünebilirim.

On üç nokta sekiz milyar yıllık bu maddenin serüveni bir şekilde Dünya üzerinde düşünen bir varlığa evrilmiştir. Son bulgulara göre yeryüzünde insanlık tarihi üç yüz elli bin yılla kadar tarihlenmektedir. Evrenin oluşum tarihinin yanında kıyaslanamayacak kadar kısa zamanda maddenin bilince evirilmesi belki de başka bir Big Bang teorisi olarak evrim teorisine eklemlenebilir.

Madde ve düşünce arasında kurduğum bu organik bağ üzerinden en azından metafizik düşünceleri daha doğru yorumlayabilirim. Örneğin, primattan insana kadar geçen milyonlarca yıl incelendiğinde, canlının daha akıllı formlara evirilmesi disiplinler arası düşünülünce çok olası görünmektedir. Böylesi bir düşünceyle insan türünün akıllı bir cinse dönüşümü kanaatimce hiç de akla yatmayan bir düşünce değildir. Zira bilişsel devrim sonrası insanın doğayı izleyerek ve üzerine düşünerek sonuçlandırdığı bilgiyi kayıt altına alması çok uzun sürmemiştir. Matematik ve Felsefe sayesinde bu bilgi birikimi insanlık tarihine derin izlerle kazınmıştır. Dahası, sanat ve bilimi de günlük yaşamına katınca insan, çok geçmeden etrafındaki bu sonsuz döngüyü kavramakla meşgul olmuştur.

DÖNGÜ

Mantık terimi olarak döngü, bir önermeyi ikinci bir diğer önerme ile, onu da dönüp tekrar ilki ile kanıtlamaya çalışmak olarak tanımlanabilir. Her ne kadar döngü felsefi bir düşünce ile kavramlaştırılmış olsa da insanın yaşamında Düalizm, yani ikicilik olarak varlığını hep sürdürmüştür. Mesela, toplum içerisinde mülkü olanlar ve olmayanlar, yani güçlüler ve güçsüzler ikiliğine dayanan olumlama ve olumsuzlama davranışları olarak da daima kullanıla gelmiştir. Sümerlerde Dumuzi ve İnanna, Mısırlılarda Set ve Horos, Birçok Doğu coğrafyasında karanlık ve aydınlık fenomenleri bu kavramların kökenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu ikili düşünme biçimi arasında gidip gelen düşünce ve kavramlar, sürekli bir döngü içerisinde kendini yineleyebilir ya da yeniden inşa edilebilir. Kavramlar, böylesi bir düşünme evreni içerisinde ele alınırsa eğer, bir şey üzerine düşünce üretmek için çok zengin bir düşünme zemini elde edilebilir.

Resim 1. Döngü I, Serbest Şekillendirme 1050C, 30x8x8 cm, 2018
Resim 1. Döngü I, Serbest Şekillendirme 1050C, 30x8x8 cm, 2018

Döngü kavramı, kendini hem maddi de hem de düşünce var eder. Nitekim bilim adamlarının atom üzerindeki çalışmaları ya da evrenin varoluşu bu kavram ve türevleri üzerinden açıklanmaktadır. Diğer bir yandan felsefe alanında Nietzsche’nin Bengi Dönüş (sonsuz dönüş) kavramını hatırlamakta fayda var. Bu kavram o kadar güçlü bir kavram ki Nietzsche onu en sonunda “yazgı” olarak tanımlamıştır. Zira Nietzsche felsefesinin sanatçılara ilham kaynağı olmasına çok da şaşmamak gerekmektedir.

Daha açık söylemek gerekirse, sanatın kavramsallaşmasından bu yana Felsefe ve sanat birbiri içine girmeye başlamıştır. Böylelikle, döngü kavramı, sanat üretimi için geçmişte olduğu gibi çok sık başvurulan bir kavram olmuştur. Tam da bu noktada, Emel Bozkurt’un döngü kavramı üzerine ürettiği bu seramik çalışmaları, felsefi olarak önemli saptamalar yapmaya uygun bir zemin oluşturmaktadır.

Resim 2. Döngü IV, Serbest Şekillendirme/Fifca Dekor 1050C, 30x8x8 cm, 2017
Resim 2. Döngü IV, Serbest Şekillendirme/Fifca Dekor 1050C, 30x8x8 cm, 2017

Sanatçının, çalışmalarını dairesel veya küresel formlarda biçimlemiş olması, düşünceyi genellikle döngü kavramı etrafında odaklamaktadır. Yapıtlar incelendiğinde, düşüncede sürekli kavramlar arasında ilişki kurmaya yönlendiren bir itki hemen kendini hissettirmektedir. Seramik sanatının verdiği olanaklarla birlikte döngü kavramı, kendine estetik bir zemin bulmuştur. Çalışmalarda da görüldüğü üzere geometride torus olarak tanımlanan dairesel form, döngü kavramının biçimsel bir dışavurumu olarak kullanılmıştır.

Yer yer kesilen, sekteye uğrayan/uğratılan veyahut kırılmaya uğrayan/uğratılan bir devinim söz konusudur çalışmalarda. Eserlerin çoğu izleyiciye doluluk boşluk kavramlarını da düşündürebilir. Bu düşünme yaklaşımı yazının başında dediğim gibi iki önermenin birbirini tamamlanmasından oluşan paradokstan kaynaklanır. Pekâlâ Anadolu coğrafyasında kullanılan kendi kuyruğunu yiyen yılan figürü bu yaklaşıma tarihsel açıdan kaynaklık edebilir. Sanatçı, zaman zaman geleneksel motifleri de kullanarak Sanatın topluma olan organik ilişkisine vurgulamış gibidir. Seramik sanatının da resim sanatı gibi insan yaşayışı ile iç içe oluşu düşünüldüğünde bu bağın koparılmaz bir bağ olduğu da dikkate alınmalıdır.

Sanatçı, bazı torus formlarında biçimi kimi zaman eğip bükerek yer yer incelterek sanki zamanın göreliğine işaret etmektedir. Ya da sonsuz bir kenarda yan yana oturan insan figürlerinin duruşları bakışları Nietzsche’nin Bengi dönüşü ya da perspektivizmi olarak algılanabilir mi? İnsan neden tarihi yatay bir zeminde doğrusal olarak düşünmektedir? Ya da neden dönüşleri ve zamanı dairesel olarak kurgulamaktadır. Ve dahası bu ikisi birbiriyle neden bağdaşmaz? Gibi soruları sorarak karşı karşıya geldiğimiz bu yapıtlar incelendiğinde daha önce bahsettiğim gibi ilginç saptamalar yapılabilir.

Resim 3. Amulet I, Serbest Şekillendirme 1050C, 30x8x8 cm, 2017
Resim 3. Amulet I, Serbest Şekillendirme 1050C, 30x8x8 cm, 2017

Başka bir ilginç saptama yapmak gerekirse eğer, torus biçimlerinden birinin düzgün bir şekilde adeta makinelerin dişlisi gibi düzenli bir döngüyle kesilmiş olması ve ortaya çıkan biçiminin insan figürleri ile olan ilişkisi yaşamın organik ve mekanik döngüsü olarak yorumlanabilir. İnsan doğasının hem romantik hem de pragmatik olması da bu ikiliğin etolojik kökeni olarak incelenebilir.

Son olarak şunları da eklemek gerekmektedir. Seramik sanatı geçmişini her ne kadar yaşamın kendi organik yapısı üzerinde konumlandırılmış olsa da 20. Yüzyıl sonrasında sanat dalı olarak görülmeye başlamıştır. Resim sanatından farklı olarak üç boyutlu biçimlenebilen seramik sanatı sanatsal üretim olanaklarını geliştirmektedir. Dolayısıyla Emel Bozkurt’un döngü kavramı çerçevesinde ürettiği seramik çalışmaları, üzerinde yeni düşünceler üretmek için oldukça verimli bir düşünme alanı oluşturmaktadır.

Resim 4. Döngü III, Serbest Şekillendirme 1050C, 30x8x8 cm, 2018
Resim 4. Döngü III, Serbest Şekillendirme 1050C, 30x8x8 cm, 2018
Emel Bozkurt Kimdir?

Sakarya üniversitesi seramik bölümünden mezun olan Emel Bozkurt, 1981 Yılında Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi, Mehmetbey Köyü’nde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Göksun Lisesinde; 2006’da Lisansını ve Yüksek Lisans eğitimini 2012’de Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümünde tamamlamıştır. Eğitim almaya başladığı 2002 yılından itibaren ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe katılan sanatçı, üç kişisel seramik sergi gerçekleştirmiştir. 2004 yılında “Eczacıbaşı Karo Seramik San.A.Ş, Ürün Geliştirme Departmanı”, 2005 yılında “İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı”, dekor bölümlerinde stajını tamamlamıştır. 2006-2008 Yıllarında İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı – Mavi Çini işletmeleri dekor bölümlerinde görev almış; 2012-2015 yıllarında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi-Kadeş Sanat Atölyesinin kurulumunu gerçekleştirerek proje ve sanat danışmanlığını yürütmüştür. Halen Gaziantep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam bölümünde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır.

Yorum ekle

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

sanat anlatıcısı

ANLATI TÜRÜ

YILLIK

İbrahim Yıldız

Avatar

1984 yılında Gaziantep’te doğdu. 2002’de ilköğretim ve orta öğretimi bu ilde tamamladı. 2008 yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Öğretmenliği Resim Ana Sanat Programında, lisans öğrenimini, 2013 yılında ise aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Ana Bilim Dalında Yüksek Lisans öğrenimini tamamladı. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat Dalı Sanatta Yeterlik Programında öğrenimine devam etmektedir.

Tag Cloud

iletişim

Bakış ve anlam ancak dil ile seslendirilir, alfabeyle süslenir. Böylece sanat metafora, şiire, edebiyata dönüşür. Her gün yeni şeyler söyler bizlere.