sanat anlatıcısı

EtiketDurum yazıları

BÜYÜK AÇLIK

Aklın bilgiye aç olduğu fikri, Antikitede ulaşılmış bir düşünce olmakla birlikte ömrü uzun, belki de sonsuz sınırları olan bir davranış olagelmiştir. Fakat, kaçırılmaması gereken en hassas nokta şudur; kendi evlatlarını yiyen Kronos’u çığırından çıkaran şey de bilme arzusundan doğar.

FİKİR ÜZERİNE KISA NOTLAR

Schopenhauer’un bu sözü hemen hemen bütün özlü-sözlü sitelerde ve sosyal medyada karşınıza çıkması kadar doğal bir şey yoktur belki. Ama ben bunu ilginç buluyorum. Çünkü paylaşım çılgınlığı o derece fazla ki bu da bir tür manyaklık yaratımını kaçınılmaz kılıyor. Bu filozofun dediğinden yola çıkacak olursam şu an ben dahil herkesin sahip olduğu bir manyaklık üzerine yazıyorum.

DUYGULANIMLAR ÜZERİNE II

Nihat Behram'ın dediği gibi "suskunluk kanıksandı". Dürüstlüğün yalana, gerçeğin ise sahteye evrildiği bir sürecin içerisinde kaybolmuş durumdayız. Sevgililer zehir kılıyor sır dolu anıları, dostlarsa arkadan hançerliyor. Yaşam devam ediyor etmesine lakin tükenerek, tüketerek. Susuyoruz ülkecek, zira “Sokakta sabrın tiryakisi ruhsuz bir kalabalık”.

GECE YOLCULUĞU GÜNCESİ

Karanlık çorak topraklardan geriye doğru kayıyor bir iki ağaç. Yolun bir ucu Erzincan'a gidiyor, bir ucu da Tokat'a. Varacağım yer ise Trabzon. İçi kalaylı kazan. Yarın Allah kerim diyorum içimden. Bu bir yolculuk. Fakat bir şehirden diğerine değil. Kendi benliğime bir yolculuk. Kırsalın sessizliği kulaklarıma çalınıyor, dinliyorum.

YAZA DOĞRU YAZMAK ÜZERİNE

Mayıs ayının kokusu düştü mü burnuma, içimi bir korku kaplar ürkerim. Çevremdekilerin neredeyse tamamı bu silik, yapış yapış mevsimin hayallerini kendi arzularıyla süslerken, ben içine düşeceğim buhranları nasıl atlatacağımı düşünürüm. Yaz yaklaşır stresim artar; terlememle paralel ilerleyen bir çöküşe doğru yol alırım ağır ağır. Vira! Güvertede hüzünlü bir yaz meltemi çoktan çarpmıştır bile...

ŞUBATTA TEMMUZ YANGINI

Hastanedeyim, yanı başımda anam. Öksürür durur kendimi bildim bileli. Her bir öksürüğü zamanın geçiciliğine atıf yaparak tokat gibi zihnimde yankılanır. Bugün haftanın son günü. Bekleme odasındayız. Hepimizin yüzü asık. Çünkü soğuk beyaz dezenfektan kokan koridorlar, yoğun istikrarlı hastalarla, içimiz ise huzursuz bir boşlukla dolu. İçimde kalan son nezaketi sabırla gösteriyorum insanlara, belki...

KOŞARADIM YAZMAK

Yemeği öyle bir hızla yedim ki. Eve koştum hemen. Çantamı aldım koşarak geçtim sokakları tramvaya yetişeyim diye. Caddeye çıkınca tramvay durakta duruyordu. En az yüz metre vardı aramızda. Hareket edecek diye ödüm koptu. Koştum. Caddenin ortasından, kaldırımlar yoğun, cadde ise boştu. Çok ilginç. Tramvayı kullanan kadınla göz göze geldim. Bekleyin dedim işaretle. O da çabuk ol dedi başını salladı...

SİVRİHİSAR GÜNCESİ

Dışarısı eksi sekiz derece soğuk. Sivrihisar’da mola verdi beni Eskişehir'den umuda götüren otobüs. Önce bir süre dışarıda durdum, otobüslerin ön camlarını yıkayan amcayı seyrettim. Öylesine soğuk ki hava, su daha otobüsün camından akmaya fırsat bulamadan donuveriyor, kaydıraktan kayan bir çocuk edasıyla aşağıya süzülüp yere düşüyor. Dayanamayıp soğuğa içeri girdim. Etrafı seyrediyorum şimdi...

DUYGULANIMLAR ÜZERİNE

Şunu gerçekten de merak ediyorum ne zaman kör olduk biz. Nicedir etrafımıza boş boş bakar ya da baktığımızı ve bunun yanında da gördüğümüzü iddia eder olduk. Uzun yıllardır aklımı yorduğum bir konudur görmek ve körlük. Bu tam olarak bilişsel bir durum. Herkesin görmeyi bildiğini iddia ettiği halde içinde kaybolduğu bir süt denizi[1] hatta. Aristocu bir bakışla düşünecek olursam bir duyumun...

sanat anlatıcısı

ÖNE ÇIKAN ANLATILAR

YILLIK

ANLATI TÜRLERİ

Etiketler

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 100 aboneye katılın