sanat anlatıcısı

EtiketGünce

SERİN BİR AKŞAM GÜNCESİ

Şimdi bir kafede oturmuşum, onca gürültü arasında kulaklık kulağımda müzik dinleyip kahveyle sigara içiyorum. Çağın ruhu susmayı gerektirdiği için mi bilemiyorum, her şeyden ve herkesten soyutlanmış "serin bir akşam güncesi" kaleme alıyorum. Zaman olağanca hızıyla etrafımda süzülüyor yine. Giderek soğuyor hava. Işık azalıyor yavaştan. Yine akşam oluyor. Oturduğum bu mekan, bu masa artık üşütüyor...

KARA DELİK

Yaşamın bu girdabı içinde gerçek olay ufkunda gizleniyor gibi geliyor. Kimin rüyası kimin tasarımıdır bilinmez ama şu süreç yığınlar haline gelmiş imajlar etrafında görmenin olanaklarından yoksun bir öznel deneyim sunuyor sadece. Sanırım “Büyük unutuş” diye adlandıracağım bir çağının başlangıcındayız.

SESSİZ BİR YOLCULUĞA DAİR BİRKAÇ SATIR

Sessiz, suskun bir adam (gyōja) aydınlanmak için geri dönüşü imkansız bir patikada bin gün yürür. Kimi gyōja gücü tükenince yol kıyısında yığılarak ömrüne veda eder. Bu münzevi arayışa Tendai Budist rahipleri Kaihōgyō der. Bilişsel devrimden günümüze değin çok şey değişti elbette. İnsanın kelimelerden, imgelerin, imajların ötesine geçerek var olmayan bir gerçeklik yaratma başarısından sonra, işte...

GECE YOLCULUĞU GÜNCESİ

Karanlık çorak topraklardan geriye doğru kayıyor bir iki ağaç. Yolun bir ucu Erzincan'a gidiyor, bir ucu da Tokat'a. Varacağım yer ise Trabzon. İçi kalaylı kazan. Yarın Allah kerim diyorum içimden. Bu bir yolculuk. Fakat bir şehirden diğerine değil. Kendi benliğime bir yolculuk. Kırsalın sessizliği kulaklarıma çalınıyor, dinliyorum.

MUSTAFA ÜZERİNE İKİ SATIR

Kıyıda bir yerde rastlanmıştım Mustafa’nın muhabbetine. Düşüncelerimizi paylaşmıştık. Bu arkadaşa dair iki satır yazacak olursam; yedek parçacısı kendisi. Yüzünü tarif edecek olsam; Mehmet erdem, işte ona benziyor. Şu an bir kayanın üstünden suya atlıyor. Sanki çocukluğundaki sevinci sergiliyor bizlere.

IRMAK KIYISI GÜNCESİ

Hallelujah Doğa. Merhaba tüm haşmetli seslerine diye düşündüm içimden, kulaklarımda Jeff Buckley, önümde ise şırıl şırıl bir ırmak. Su, kaya ve yeşilden oluşan bir geçide bakıyorum. Kayaların üzerindeki ışık ve gölgeler bana mağara resimlerini hatırlatıyor, geçmişi düşünüyorum derin derin.

DENİZ GÜNCESİ

Denizin ortasında bir tekne homurtusu gürül gürül gürlüyor. Bir aşağı bir yukarı, içimi bir eylemsizlik yasası gıcıklıyor, gülümsüyorum. Buna rağmen karanlık ve ıslak bir gecede, bir buhrandan bir tufana açılıyor gibiyim. Gök gürültüsü teknenin motor sesine karışmış daha güçlü bir kükremeye dönüşüyor. Sanki teknenin motor sesi olmasa, korkarmışız gibi geliyor. Rahatlıyorum. İşte yanından...

ŞUBATTA TEMMUZ YANGINI

Hastanedeyim, yanı başımda anam. Öksürür durur kendimi bildim bileli. Her bir öksürüğü zamanın geçiciliğine atıf yaparak tokat gibi zihnimde yankılanır. Bugün haftanın son günü. Bekleme odasındayız. Hepimizin yüzü asık. Çünkü soğuk beyaz dezenfektan kokan koridorlar, yoğun istikrarlı hastalarla, içimiz ise huzursuz bir boşlukla dolu. İçimde kalan son nezaketi sabırla gösteriyorum insanlara, belki...

KOŞARADIM YAZMAK

Yemeği öyle bir hızla yedim ki. Eve koştum hemen. Çantamı aldım koşarak geçtim sokakları tramvaya yetişeyim diye. Caddeye çıkınca tramvay durakta duruyordu. En az yüz metre vardı aramızda. Hareket edecek diye ödüm koptu. Koştum. Caddenin ortasından, kaldırımlar yoğun, cadde ise boştu. Çok ilginç. Tramvayı kullanan kadınla göz göze geldim. Bekleyin dedim işaretle. O da çabuk ol dedi başını salladı...

SİVRİHİSAR GÜNCESİ

Dışarısı eksi sekiz derece soğuk. Sivrihisar’da mola verdi beni Eskişehir'den umuda götüren otobüs. Önce bir süre dışarıda durdum, otobüslerin ön camlarını yıkayan amcayı seyrettim. Öylesine soğuk ki hava, su daha otobüsün camından akmaya fırsat bulamadan donuveriyor, kaydıraktan kayan bir çocuk edasıyla aşağıya süzülüp yere düşüyor. Dayanamayıp soğuğa içeri girdim. Etrafı seyrediyorum şimdi...

sanat anlatıcısı

ÖNE ÇIKAN ANLATILAR

YILLIK

ANLATI TÜRLERİ

Etiketler

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 100 aboneye katılın